İlk Kürtçe dizi başlıyor

Türkiye’de ilk kez Kürtçe bir drama dizisi izleyicisiyle buluşmaya hazırlanıyor. Kürt edebiyatının aşk destanı ”Mem-u Zin”den esinlenerek yazılan senaryo günümüze uyarlandı. Feodal yapıda, modern karakterlerin yer aldığı dizinin çekimleri Malatya Arapgir’de yapılıyor

Ahmedi Hani’nin ünlü eserinden uyarlanan dizinin en önemli özelliği Türkiye’de çekilen ilk Kürtçe drama dizi olması. Malatya Arapgir’de çekilen dizi, konusunu gerçek bir aşk hikayesinden alıyor.

15. yüzyılda Cizre’de yaşayan Mem ile Zin’in feodal düzende kavuşamamalarının hikayesi. Dizide günümüze uyarlanmış şekliyle iyi eğitim almışlar ama yine de feodalitede her zaman geçerli. Ama aşk her zaman galip geliyor.

Yönetmenliğini Yusuf Güven’in yaptığı dizinin başrollerini Cem Kurtoğlu, Süleyman Karadağ, Bilal Yörük ve Yaprak Durmaz paylaşıyor. Ekip, soğuk hava şartlarına rağmen çekimlerine devam ediyor. Ama işin zor görünen bir diğer kısmı da oyuncuların Kürtçe bilmiyor olması.

İzleyiciyle 27 Şubat’ta buluşacak olan “Siya Mem-u Zin” adlı dizinin galası Ankara’da yapılacak ve ilk bölüm devlet erkânıyla birlikte izlenecek. Dizi TRT Şeş’te yayınlanacak ve şimdilik 39 bölüm çekilmesi planlanıyor.

Sergül Taşdemir / CNN TÜRK Siya Mem-u Zin (Mem-u Zin’in Gölgesinde)

Yeni TL simgesi ne anlatıyor?

Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı, paranın simgesi belirlenerek TL’nin ve Türk ekonomisinin 2 belirgin özelliğinin ön plana çıkartıldığını belirteler, “Bunlar güven ve istikrar içinde yükselen değerdir. Simgenin çıpaya benzemesi TL’nin kıymet saklama aracı olarak güvenli bir liman haline geldiğini vurgulamaktadır. Paralel çizgilerin yukarı eğimli olması ise TL’nin ve Türkiye ekonomisinin istikrar içinde yükselen değerini simgelemektedir” dedi.

Başçı, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da katıldığı TL Simge Yarışması sonuçlarının açıklandığı basın toplantısında yaptığı konuşmada, TL ve yeni TL banknot ve madeni paraların 2009 yılı boyunca bir arada tedavülde kaldığını ve akabinde banknot ve madeni paraların 1 Ocak 2010 tarihi itibariyle tedavülden sorunsuz bir şekilde kaldırıldığını hatırlattı.

Başçı, Merkez Bankası Kanunu ile bankanın hükümetle birlikte, TL’nin iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almakla görevlendirildiğini kaydederek, bu görev gereğince TL’na kazandırılan itibarı perçinlemek ve dünyada bilinirliğini artırmak amacıyla bir simgeye ihtiyaç duyulduğunu, TL’nı anlaşılabilir özgün, estetik elle yazımı kolay ve akılda kalıcı bir şekilde temsil edebilecek bir simge belirlemek üzere, TL Simge Yarışmasının düzenlendiğini kaydetti.

TL Simge Yarışması fikrinin ilk olarak bankanın 2011-2015 Stratejik Planında, TL’nın Türkiye’de ve dünyada tanıtılması amacıyla bir simge belirlemek olarak yer aldığını ifade eden Başçı, şartları belirlendikten sonra yarışma açılacağının 8 Eylül 2011 tarihinde kamuoyuna duyurulduğunu anlattı.

-”Yarışmaya yoğun ilgi”-
Başçı, yarışmaya vatandaşların yoğun ilgi gösterdiğini belirterek, yarışma takvimi içerisinde bankaya toplam 8 bin 362 adet başvuru yapıldığını söyledi. Yarışma süreci içinde birçok kez toplanan değerlendirme jürisinin çalışmaları sonucunda, finale kalan 7 tasarımın banka yönetimine sunulduğunu anlatan Başçı, şöyle devam etti:
“Bankamız yönetimi titiz bir değerlendirme süreci sonucunda, bu 7 tasarım içinden birincilik ödülüne layık görülen eser ile teşvik ödülüne layık görülen 3 çalışmayı belirlemiştir. Birincilik ödülüne layık görülen tasarım Tülay Lale’ye, teşvik ödülüne layık görülen tasarımlar ise Hamdi Akgözlü, Özlem Özkal ve Hüseyin Artuk’a aittir. Ödül kazanan tasarım sahipleri nisan ayında yapılacak olan Banka genel kuruluna davet edilecek, sertifikaları kendilerine takdim edilecektir.”

-”Geometrik açıdan estetik bir temele oturtuldu”-
Başçı, yarışma ilan edilirken, TL Simge Yarışması şartnamesinin ilgili hükmü ile birincilik ödülüne layık görülen tasarım üzerinde değişiklik yapma hakkının saklı tutulduğunu kaydederek, bu çerçevede, banka yönetiminin önerileri doğrultusunda birinci seçilen tasarımın banka grafikerlerinin çalışmaları ile geometrik açıdan estetik bir temele oturtulduğunu bildirdi. Kişisel bilgisayarlardaki ve akıllı mobil cihazlardaki farklı işletim sistemlerinde simgenin yaygın ve güvenli bir şekilde uygulanabilmesine ilişkin çalışmaların ilave zaman gerektirmesi nedeniyle TL simgesinin tanıtıldığı toplantının tarihinin bir hafta ileriye taşınmasına neden olduğunu belirten Başçı, bankamız yönetimi tarafından kabul edilen ilkeler doğrultusunda paranın simgesi belirlenirken, TL’nin ve Türk ekonomisinin 2 belirgin özelliği ön plana çıkartıldığını bildirdi.

Başçı, “Bunlar güven ve istikrar içinde yükselen değerdir. Simgenin çıpaya benzemesi TL’nin kıymet saklama aracı olarak güvenli bir liman haline geldiğini vurgulamaktadır. Paralel çizgilerin yukarı eğimli olması ise TL’nin ve Türkiye ekonomisinin istikrar içinde yükselen değerini simgelemektedir” dedi.

-Sinevizyonda TL’nin yeni simgesi gösterildi-
Bu arada, Başçı’nın konuşması sırasında, yarışmada finale kalan tasarımlar ile dünyada belli başlı para birimleri için kullanılan simgeler ve TL için belirlenen simge sinevizyonda gösterildi.

- Altın oran ile uyumlu-
Doğada göze hoş görülenen nesnelerin altın oran ile uyumlu olduğuna dikkati çeken Başçı, elma çekirdeklerinin elma içinde yerleşim şeklinden deniz kabuğunun spiral şekline, insan vücudundan Türk bayrağındaki yıldıza kadar, pek çok estetik görüntünün altın oranla uyumlu olduğunu dile getirdi. Tarihte bir çok sanatçı ve mimarın da göze hoş gelen eserlerini altın oran oluşturarak yaptığını anlatan Başçı, “Türk Lirası simgemizin T harfinin paralel çizgilerinin altında kalan kısmı ile üstünde kalan kısmının, yine aynı şekilde söz konusu çizgilerin sağ ve sol tarafında kalan kısımlarının birbirine oranı altın oranla uyumludur” dedi.

Simgenin şeklinin geometrik açıdan estetik bir temele oturtularak herkes tarafından kolayca çizilmesi ve vatandaşlar tarafından benimsenerek kullanımının yaygınlaştırılmasının amaçlandığını kaydeden Başçı, bu amaç doğrultusunda yıl boyunca simgenin tanıtılmasına yönelik yoğun bir kampanya yürütüleceğini söyledi.

Türk Lirası simgesinin gündelik hayatın doğal akışı içerisinde yer edinebilmesi için, çeşitli alanlarda çok yönlü çaba gösterilmesi gerektiğinin bilincinde olduklarını kaydeden Başçı, öncelikle bilişim dünyasından başlayarak simgenin pratik iş hayatında kullanımına yönelik adımların atılacağını kaydetti.

Başçı, “Bu bağlamda dünya çapında standart olarak kullanılan karakter kodu tablolarında simgemizin de yer almasını sağlayacağız. Halen vatandaşlarımızca, kurum ve kuruluşlarımızca kullanılmakta olan bilgisayarları, yazıcıları, mobil cihazları, yazar kasaları ve benzeri donanımları üreten firmalar ile ve yine bu donanımlarla birlikte çalışan işletim sistemlerinin, ofis yazılımlarını ve diğer temel yazılımları üreten firmalar ürünlerinde güncelleme yapmak suretiyle Türk Lirası simgemizin kısa yolla yazılmasını ve işlenmesini sağlayabilecektir” diye konuştu.

Merkez Barkası olarak simgenin tanınması, pratik hayatta hızla yer edinmesi ve yaygınlaşması yolunda ilk adımı atarak örnek bir yazı tipini alıp simgelerini eklemek suretiyle güncellediklerini belirten Başçı, banka tarafından hazırlanan CD’lerde veya bankanın internet sayfasında yer alan program indirildiğinde bilgisayarların simgeyi işleme yeteneğine kavuşacağını söyledi.

Başçı, “Yaygın kullanılan bilgisayar sistemlerinde, avronun simgesi için ’Alt Gr ve E’ tuşlarının kullanılmasında, Amerikan Dolarının simgesi için ’Alt Gr ve 4’ tuşlarının kullanılmasında olduğu gibi, benzer şekilde sizlere sunduğumuz programda Türk Liramızın simgesi için “Alt Gr ve T” tuşları kullanılmaktadır” dedi.
Akıllı telefonlar ve tablet bilgisayar için de simgenin görüntülenebileceği bir bağlantı bulunduğunu kaydeden Başçı, vatandaşların Türk Lirası simgesiyle ilgili yazı tipi ve programlar için Merkez Bankasının internet sayfasından yararlanmalarını, bunun dışındaki kaynaklardan alınan benzer içerilikli sertifikasız yazılımları kullanmamalarını vurguladı.

Finalde elenen 7 TL simgesi!

Bu başvurular arasında 7 simge ise finale kalırken, birincilik ödülüne layık görülen tasarım Tülay Lale’ye ait oldu. Diğer simgeler ise şöyle…

TL simge yarışması fikri 2011-2015 planında TL’nin tanıtılması amacıyla yer aldı. Yarışma takvimi içinde 8362 adet başvuru yapıldı.

Finale 7 tasarım kaldı. Tülay Lale’ye ait olan tasarım birincilik ödülüne layık görüldü. Lale’nin tasarımında düz olan çizgiler, yukarı eğimli hale getirildi.

Midyat’ın Tarihi Yerleri ve Gezilecek Yerleri

Midyat Devlet Konuk Evi

Eskimeyen uygarlıkların izlerini günümüze taşıyan ve meşhur Midyat taşı ile süslenmiş Midyat evlerinin her biri bir açık hava müzesi konumundadır. Midyat Devlet Konukevi ilçemizi ziyarete gelen yabancıların ziyaret ettiği tarihi bir yerdir. İlçemizde dizi çekimlerinin çoğu bu Konukevimizde çekilmektedir.

 

Mor Gabriel Manastırı ( Deyrul Umur)

Midyat’a yaklaşık 22 km. uzaklıktadır. Yayvantepe Köyü’nün 2 km. kuzeyinde, bodur meşelerle kaplı, hafif dalgalı kalker kayalı arazide, alçak bir tepede M.S.397 yılında Mor Samuel tarafından inşa edilmiştir. Dünyanın en eski ve faal olan bu manastırda Meryem Ana, Resuller, Kırk Şehitler, Kartminli Şamuel Kiliseleri ve Sekiz Kemerli Theodora ile Mısırlılar kubbeleri bulunmaktadır.

Meryem Ana Kilisesi

 

Anıtlı Köyünün güneyinde yer alan bu kilise günümüzde eşine az rastlanan kiliselerden biridir. Kilise Süryani dilinde “Yoldath Aloha” ismini taşımasına rağmen çoğu kez Arapça “El Hadra” (bakire) olarak anılmaktadır..

 

 

Cevat Paşa Camisi

Cevat Paşa, bu bölgede görevli iken 1925 yılında yaptırdığı camiidir.Midyat’a özgü kesme taştan ve oldukça kalın duvarlı, kare planlı bir yapıdır. Avlulu cami plan düzeninde ve caminin giriş kapısından sonra 3.00 m. genişliğinde dikdörtgen alan son cemaat yeridir. İbadet mekânına açılan kapı kavisli olup, çevresi palmet motifleri, üzeri de yuvarlak daireler şeklindeki motiflerle bezenmiştir.
İbadet mekânın üzeri yuvarlak kemerlerle birbirleri ile bağlanmış, 12 sütunun taşıdığı düz bir örtü ve küçük bir kubbe ile örtülmüştür. Küçük kubbe kasnağının çevresine pencereler yerleştirilmiştir. Ayrıca ibadet mekânı iki katlı sıra halindeki yuvarlak kemerli pencerelerle aydınlatılmıştır. Mihrap dört bölüm halindedir. Mihrabın birinci ve ikinci bölümleri bitkisel bezemelerle, üçüncü bölümü kare prizmalar şeklindeki taş dilimlerinden oluşmuştur. Dördüncü bölüm ise yarım küre şeklinde taştan yapılmıştır. Caminin minaresi Midyat taşından yuvarlak gövdeli ve iki şerefelidir. Müthiş işçilik ve sanat şaheseri olan Cevat Paşa Camii bugün çok güzel konumdadır. Yıllar boyu hiç restore edilmeyen camiyi daha sonra Midyat Belediyesi tarafından restore edildi.

Merkez Ulu Cami

 

 

1800 senesinde halk tarafından yaptırılmıştır. Çatı biçimi kemer olan cami Midyat taşından yapılmıştır. 600 m2 arsa alanına sahip olan cami 266 m2 alana inşa edilmiştir. Cemaat kapasitesi yaklaşık olarak 1000 kişidir



 

 

 

Binbaşı H.Abdurrahman Efendi Camisi

 

 

1915 senesinde Binbaşı H.Abdurrahman Efendi tarafından yaptırılmıştır. Çatı biçimi kemer olan cami Midyat taşından yapılmıştır. 1000 m2 arsa alanına sahip olan cami 100 m2 alana inşa edilmiştir. Yaklaşık cemaat kapasitesi 300 kişidir.


 

 

 

Midyat Kent Müzesi

 

 

Birbirinden güzel tarihi eşya,resim ve nesnelerin yer aldığı Kent Müzesi görülmeye değerdir. İki katlı olan bu müze çok önceleri Han olarak kullanılmaktaydı.

 

Midyat Estel Köşk Meydanı

Birbirinden güzel işlemeli eski taş evlerin olduğu Estel Köşk Meydanı’nı ziyaret ederek tarihte bir yolculuk yapabilirsiniz. Midyat Kent Müzesi ve tarihi Merkez Ulu Cami bu bölgeye oldukça yakındır.


DipNot:
Midyat’ta gezilecek tarihi yerler bunlarla sınırlanamaz. Midyat Başlı başına tarih kokan görülmeye değer bir açık müze kentidir. Ayrıca Midyat ve çevresindeki Eski yapılı Cami,Kilise,Taş evler ve tapınaklar görülmeye değerdir.

Nedim Gürsel – Şeytan, Melek ve Komünist

Şeytan, Melek ve Komünist
Nedim Gürsel’in beklenen romanı…
Yolları yirminci yüzyılın büyük yıkımlarını yaşamış Berlin’de kesişen üç kişi. Harp Okulu eski öğrencisi, eşcinsel ve komünist Ali Albayrak. Okuldaki ve Türkiye Komünist Partisi’ndeki lakabı “Melek”; hayran, hatta âşık olduğu Nâzım Hikmet’i ihbar eden raporlarındaki kod adı “Şeytan”. Şehvet düşkünü şarkıcı İpek ve onunla tutkulu bir aşk yaşayan biyografi yazarı.

Siyaset ve şiddeti sorgulayan bu çokkatmanlı romanı bilinmeyen yönleriyle Nâzım Hikmet’in hayat hikâyesi olarak da okuyabilirsiniz, yirminci yüzyıl tarihiyle bir hesaplaşma olarak da…

Bir tren penceresiydi eskiden, şimdi bir “eski tüfek”. Değil hızlı trenlerin, marşandizlerin bile uğramadığı bir istasyon. Öyle ıssız, terkedilmiş, karda kışta yapayalnız. “Son Otobüs”ü benzer duygularla yazmış olmalı Şair Baba, bunu şimdi daha iyi anlıyor. Burda, bu yaşta, buğulu camın karşısında tek başına otururken. Tek başına sayılmaz aslında, camdaki suretiyle birlikte demlenirken. Ancak şimdi, karlı bir Berlin gecesinde anımsarken geçmişi, yolun sonuna gelmişken. Mal bulmuş Mağribi gibi sevinmişti o şiiri Budapeşte’de ele geçirip Stasi’ye gönderdiğinde. Şair Baba’yla çıktığı tüm yolculuklar da o yolculuk gibi geride kaldı. Ankara, Bursa, Sofya, Leipzig, Moskova…

Nedim Gürsel

Nedim Gürsel
Yazar Hakkında

Gaziantep’te 5 nisan 1951 yılında doğan Nedim Gürsel Balıkesir’de 6 Eylül İlkokulu’nda okudu, İstanbul’da Galatasaray Lisesi’ni ve Fransa’da Sorbonne Üniversitesi Modern Fransız Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Aynı üniversitede “karşılaştırmalı edebiyat” alanında doktora çalışması yaptı. Halen Fransa Bilimsel Araştırmalar Merkezi’nde (CNRS) araştırma direktörü olarak çalışan Nedim Gürsel, Sorbonne Üniversitesi’nde Türk edebiyatı dersleri veriyor. Öğretim üyeliğinin yanı sıra gazetecilik de yapan yazar, PEN Yazarlar Derneği, Paris Yazarlar Evi ve Akdeniz Akademisi üyesi. İlk yazısı 1966 yılında “Yeni Ufuklar” dergisinde yayımlanan Nedim Gürsel, çok sayıda edebiyat dergisinde öykülerinin yanı sıra, çağdaş düşün ve edebiyat akımları üzerine kaleme aldığı yazılarıyla da yer aldı. “İlk Kadın” adlı öyküsü İstanbul Devlet Tiyatrosu tarafından 1995’te sahnelendi. Radio France İnternationale’de ve Berlin Radyosu’nda programlar hazırlayan Nedim Gürsel’in öykü, roman ve incelemeleri, başta Fransızca olmak üzere on iki dile çevrildi. Eserleri, Boğaziçi, Sorbonne ve Nanterre üniversitelerinde yapılmış çok sayıda doktora tezine konu oldu.

 

Nil Karaibrahimgil – Nil’in Kelebekleri

Nil'in Kelebekleri

İçimi açsan nar, ama yerim dar…

“Kadınlar çok seyrek olarak söylediklerini kastederler.

Asıl demek istediklerini bulmak için, sakın ‘ne demek istiyorsun’ diye sormayın. Bu soru sizi, kastedilmeyecek başka bir cümleye yönlendirir ve aslolandan gitgide uzaklaşmanıza sebep olur. Bu sebeple sonuç ilişkisi kurulmaz.

Mesela sık kullanılan bir cümleyi ele alalım: ‘Yalnız kalmak istiyorum.’
Cümlenin öznesi ‘ben’, burada ‘sen’ manasında kullanılmış. ‘İstiyorum’ olumlu gibi dursa da olumsuz, yani asıl kökü ‘istemiyorum’. Buraya kadar cümlemiz ‘Sen yalnız kalmak istemiyorum.’

Böyle bir cümleye pek rastlanmadığından, yuvarlamamız gerekir. Yuvarlarsak aslolan cümleye varırız: ‘Sen yalnız kalmamı isteme!’

Bu cümleyi canlandırabilecek erkek yok denecek kadar azdır. Kadın yalnız kalmak istemiyor, bu kesin. Fakat bu yeterli değil.

Onun yalnız kalmasını istememelisiniz.

Ayrıca kadını bu raddeye getirmeyin. Kadınlar yalnız kalmayı asla istemez. Şayet kendilerini yalnız hissederlerse, pıt diye doğuruverirler. Elde var iki olurlar. Bir suyla şaka olmaz, bir de kadınlarla…”

Yazar Hakkında

1976 yılında Ankara’da doğdu. 1998 yılında part-time olarak Reklamevi’nde reklam yazarı olarak çalıştı. 2000 yılında Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun oldu. Hüner Margarin ve First Duo reklamlarıyla Kristal Elma Ödülü’nü aldı. Turkcell Hazırkart ‘ben özgürüm’ , Bellona ‘bellonayla’ , Algida ‘aşkımla erir misin?’ , Orkid ‘çocuk da yaparım kariyer de ‘ jinglelarını yaptı.İlk albümü 2002 yılında Nil Dünyası ismiyle, 2. albümü 2004 yılında Nil Fm ismiyle ve bir sonraki albümü 2006 yılında Tek Taşımı Kendim Aldım ismiyle yayınlandı. Nil ayrıca Organize İşler filminin jenerik müziğini yaptı. Nil Karaibrahimgil ayrıca Hürriyet’in eki Kelebek’te köşe yazıları yazmaktadır.

Duygu Bayar Ekren – Komşu Kapı

Cebinde taşıdığı Yunanistan kimliği ile Türk kimliği arasında sıkışmış kalmış bir Batı Trakyalının hikâyesi…

“… Ne zaman bu topraklarla, Türklükle, azınlık olmakla ilgili bir tartışma açılsa bu yüzden mi en sonunda kekre bir tat kalıyordu damağında? Herkes meseleye bildiği çerçeveden yaklaşır, oysa Batı Trakya hiçbir çerçeveye sığmazdı. Önyargılarla, ezberlerle, kalın kalın kitapların uzun uzadıya dipnotlarıyla kuşatıldığında biraz da yadırgadığı bir his doluşurdu Türkan’ın içine. Neresinden çıktığını bilmediği bir sahiplenişle ‘Öyle değil işte, siz bilmiyorsunuz’ diye atılası gelir, sonra içindeki o kekeme his boğazına tıkanırdı. Susunca en çok tarlalar gelirdi gözlerinin önüne, çardaklar, pastal odaları…”

Bu hikâye, Gümülcine’de bir azınlık kütüphanesinde görevli gencin,
“Sizi anlatan yeni bir roman var mı?” diye sorulduğunda, buna yanıt
dahi veremeden raflara bakıp kalışına yazıldı. Batı Trakya’nın ve kızanlarının anlatısız bugününe küçük bir kapı aralayabilmek düşüyle… Komşu Kapı, Duygu Bayar Ekren’in ilk romanı…

Duygu Bayar Ekren

Duygu Bayar Ekren
Yazar Hakkında

Duygu Bayar Ekren, 1977’de Kırşehir’de doğdu. İlkokulu Bandırma, Ardahan, Kars ve Bulancak’ta okudu. İzmir Bornova Anadolu Lisesi ve Ankara Üniversitesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdi, ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü‘nde yüksek lisans yaptı. Lise ve üniversite döneminde tiyatroyla ilgilendi, çeşitli yayınlarda öykü ve denemeleri yayımlandı. 1998‘de başladığı gazetecilik mesleğini sürdürüyor.

Süleyman Akbulut – Her Savaş Bir Tanrı Öldürür

Bir insanın hayatıyla, bir toplumun tarihini bir araya getiren usta işi bir roman…

Güneydoğu’da görev yapan başarılı bir subayın anti-militarizme geçiş hikâyesini anlatan Her Savaş Bir Tanrı Öldürür; aynı zamanda bir oğlun babasıyla hesaplaşmasından, bir erkeğin eski sevdalısından af dileyişinden ve bir insanın kendisine yeniden bir hayat kurma çabasından söz ediyor.

Sandalye romanında, bir kaza sonucu “engelli” haline gelen gencin altüst olan hayatına odaklanan Süleyman Akbulut, bu kez bir askerin ölümle, öldürmekle giriştiği hesaplaşmaya tanıklık etmemizi sağlıyor.

“‘Neredeyse hepsi on sekiz-yirmi yaşlarında çocuklardı’ dedi Yılmaz. ‘Bizimkilerden, onlardan bir dolu çocuk… Hiçbirimiz bir şey yapamadık. Bir dağ başında karşılaşınca yapacak bir şey de kalmıyor zaten; iş işten geçmiş oluyor. Öldürmek zorundasın; ya sen onu, ya da o seni. Anlatsan, vatanın için öldürdün, diye avuturlar seni. Ama gelsinler ve bunu öldürdüğüm yirmi yaşındaki birinin cesedinin yarı açık gözlerine bakan vicdanıma anlatsınlar!’”

Süleyman Akbulut

Süleyman Akbulut
Yazar Hakkında

Süleyman Akbulut, 1970’te doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini İstanbul’da tamamladı. 1988’de Hava Harp Okulu sınavlarını kazandı, deneme uçuşlarını tamamladıktan sonra birinci sınıfın başında ayrıldı. Ekonometri ve kamu yönetimi alanlarında eğitim gördü. Gazi Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’nde yükseköğrenim görürken, 5 Ekim 1991’de geçirdiği bir trafik kazası sonucu belden aşağısı felçli kaldı. Felcin ardından bir yıl rehabilitasyon amaçlı tedavi gördü. 1998 yılından sonra, engelliler konusunda faaliyet gösteren kuruluşların yönetimlerinde görev aldı. Engellilerin haklarının kazanılması amacıyla yasal ve sosyal başvuru ve dava süreçlerini yürüttü. Yirmili yaşlarda yazdığı yazılarını Masalsı Yüzleşmeler isimli bir kitapta topladı. 2008 yılında Sandalye-Ben büyüyünce… mavi olacaktım isimli anı-roman türünde kitabı Doğan Kitap tarafından yayımlandı. Halen, başta engelliler olmak üzere dezavantajlı gruplara yönelik ayrımcılığın önlenmesi ve haklarının kazanılması konusunda üniversitelere ve sosyal topluluklara yönelik seminerler veren Akbulut, Toplumsal Haklar ve Araştırmalar Derneği genel başkanlığını yürütmekte.

James Joyce’un eserleri artık özgür

James Joyce’un eserleri artık özgür

İrlandalı yazar James Joyce’un hayattayken yayımladığı eserler üzerindeki telif kısıtlamaları bugünden itibaren kaldırılıyor.
Ulysses, Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Sürgünler ve Finnegans Wake’in Avrupa’da yayımlanması, sahneye konulması, bu eserlerden alıntı ve uyarlamalar yapılması için artık torun Stephen Joyce’un izni gerekmeyecek.
Söz konusu eserlerin telif hakları, James Joyce’un 1941′deki ölümünün ardından, İngiltere ve İrlanda’da 50 yıllığına koruma kapsamına alınmış, bu süre daha sonra AB telif hakları hukuku çerçevesinde 70 yıla uzatılmıştı.
Yazarın Paris’te yaşayan ve telif hakları üzerinde hakimiyet kuran 82 yaşındaki torunu Stephen Joyce’un “aşırı korumacı ve kısıtlayıcı” tutumu sanat çevrelerini zor duruma sokuyor, İrlanda’da düzenlenen Bloomsday Festivali’nin kapsamının da dar tutulmasına neden oluyordu.

PROJELER
Telif hakkı koruma süresinin, yazarın ölümünün üzerinden 70 yıl geçmesiyle birlikte dolması, 1 Ocak 2012′yi dört gözle bekleyen Dublinli sanat çevrelerini de harekete geçirdi.
Patrick Fitzgerald’ın Ulysses’ten uyarladığı “Gibraltar” oyunu, New Theatre’da bu akşam ilk kez seyirciyle buluşacak.
Pan-Pan tiyatrosu Sürgünler’in sahnelenmesine ilişkin proje üzerinde çalışmalarını sürdürürken, James Joyce Merkezi ünlü yazarın kısa öykülerinden birinin özel basımını yapmayı planlıyor.
İrlanda Milli Kütüphanesi’nin, dijital ve interaktif tanıtımlarla öne çıkacak bir James Joyce müzesi kurma planı da Joyce tutkunlarının merakla beklediği projeler arasında yer alıyor.
Telif hakkı koruma süresinin dolmasının sanat etkinlikleri kadar akademik çalışmaların da önünü açacağı belirtiliyor.

BLOOMSDAY VE ULYSSES
James Joyce ve dünya edebiyatına bıraktığı büyük miras, her yıl 16 Haziran’da, İrlanda’da ve çeşitli ülkelerde düzenlenen Bloomsday etkinlikleriyle anılıyor.
Adını Joyce’un başyapıtı Ulysses’in kahramanından, Leopold Bloom’dan alan festival kapsamında, Dublin’de okuma toplantıları ve müzik gösterilerinin yanı sıra ünlü yazarın yaşadığı ve romanlarında bahsettiği mekanları kapsayan bisiklet ve otobüs turları da yapılıyor.
Bloomsday, diğer edebiyat festivalleriyle birlikte, zor bir ekonomik süreçten geçen İrlanda’nın turizmi açısından da önem taşıyor.
Dublin’de ünlü yazarın adının ve eserlerinin yaşatılması için faaliyetlerini sürdüren James Joyce Merkezi, her yıl binlerce turisti ağırlıyor.

Edebiyatsever turistler, buradaki hediyelik eşya dükkanında satılan kitapların yanı sıra James Joyce kupalarına, tişörtlerine ve kuklalarına da büyük ilgi gösteriyor. James Joyce Merkezi’nde sergilenen Ulysess çevirileri arasında, eserin Türkçe çevirisi de yer alıyor.

James Joyce’un tek bir günü anlattığı Ulysses, 16 Haziran 1904′te geçiyor ve bu günün aynı zamanda ünlü yazarın, eşi Nora Barnacle ile ilk randevulaştığı tarih olduğu sanılıyor.
Joyce’un başyapıtı Ulysses, “dünya edebiyatının en zor okunan ve en çok tartışılan romanlarından biri” diye niteleniyor.

kaynak:ntvmsnbc

Unutamıyorum

Unutamıyorum

Unut demek kolay gel bana sor bir de
Unutamıyorum işte unutamıyorum
Bir şey var şuramda beni kahreden
Şuramda tam yüreğimin üstünde
Çakılı duran bir şey var
Elimde değil söküp atamıyorum
Dalıp dalıp gidiyor gözlerim derinlere
Kimi görsem biraz sana benziyor
Seni hatırlatıyor şu bulut şu gökyüzü
Şu kayaları döven deniz
Şu hüzünlü melodi şu napoliten şarkı
Bir zamanlar beraber dinlediğimiz
Boyuna seni düşünüyorum durmadan usanmadan
Şimdi diyorum o ne yapıyor acaba
O güzelim gözleri kime bakıyor
O canım elleri nerde
Oysa günler o günler değil
Akşamlar o akşamlar değil
Ve kalan şimdi sadece özlemin gecelerde
Durup durup seni büyütüyorum içimde
Seninle acılar büyütüyorum
Yeni yeni kederler büyütüyorum dayanılmaz
Kirli sular yürüyor iliklerime
Bir zehir karışıyor kanıma anlıyor musun
Bir daha görsem seni diyorum bir daha görsem
Bir gün olsun bir dakika olsun
Unut demek kolay, gel bana sor bir de
Hatırladıkça gözyaşlarımı tutamıyorum
Dilimin ucunda sen; başımın içinde sen
Kader misin, ecel misin nesin sen
Unutamıyorum işte unutamıyorum

Dostluk Üzerine

İnsan, bazen düştüğü gibi eriyen bir kar tanesi gibi..
Ya da sonbahara inat dalını bırakmayan bir yaprak..
Biz istesek de, istemesek de yüzleşiyoruz hayatla..

Kimi zaman kar tanesi gibi eriyip gidiyoruz,
O kadar çaresiz, o kadar çelimsiz kalıyoruz ki,
Yeniliyoruz..
Eriyip, bitiyoruz..

Kimi zamansa direniyoruz yaşananlara,
Sıkı sıkı tutunacak bir dal arıyoruz kendimize,
Buluyoruz..
Ve sonbahara inat, dökülmüyoruz..
Sarıldığımız dalın desteğiyle, yenilmiyoruz..

Ryoichi Kurokawa – Ground

Günümüzde görsel-işitsel sanatların en çarpıcı örneklerini verenlerden biri hiç kuşkusuz Japon sanatçı Ryoichi Kurokawa. Kurokawa, 2004 yılından beri birçok başarılı performansa/yerleştirmeye imza atmış. Bu yıl seyirci ile buluşan Ground isimli yapıtında ise, kendi ülkesinden çok uzaklarda, Ortadoğu‘daki bitmek bilmeyen savaşı konu ediniyor. Savaş fotoğrafları Belçikalı kameraman Daniel Demoustier‘a ait. Kurokawa’nın sanatının en ayırıcı niteliği olan görsel efektler fotoğraflara akıcılık katarken, savaş bölgesindeki yıkımı da etkileyici bir şekilde ifade ediyor.

Aşağıdaki videoda bu yerleştirmenin 4 buçuk dakikalık bir kesitini izleyebilirsiniz.

Ayrıca, Kurokawa’nın diğer yapıtlarının kısa videolarını sanatçının kendi vimeo kanalından izleyebilirsiniz.

Midyat Süryani Şarabı ve Ürünleri

Midyat Süryani Şarabı ürünleri 

Şiluh Manastır Şarabı

Şiluh Turabdin Şarabı

Şiluh Classic Şarabı

Midyatta süryani şarabı satın alabileceğiniz yerler;

Adres : Işıklar Mah. Cizre Cad. No : 333
Tel : +90 482 464 18 80
: +90 482 464 19 30
Cep: +90 533 611 73 40
Fax: +90 482 464 18 85
E-mail: info@suryanisarabi.com

Midyat Süryani Şarap Evi
ADRES: Işıklar Mahallesi Kocamanoğlu Caddesi Şen Sokak No:1/E Midyat-Mardin
Gsm: 0532 586 90 18
Gsm: 0539 737 87 52
E-posta: midyatsarapevi@gmail.com
  • İlk Kürtçe dizi başlıyor
  • Yeni TL simgesi ne anlatıyor?
  • Midyat’ın Tarihi Yerleri ve Gezilecek Yerleri
  • Nedim Gürsel – Şeytan, Melek ve Komünist
  • Nil Karaibrahimgil – Nil’in Kelebekleri
  • Duygu Bayar Ekren – Komşu Kapı
  • Süleyman Akbulut – Her Savaş Bir Tanrı Öldürür
  • James Joyce’un eserleri artık özgür
  • Unutamıyorum
  • Dostluk Üzerine
  • Ryoichi Kurokawa – Ground
  • Midyat Süryani Şarabı ve Ürünleri
  • Mardin Müzesi
  • Labirentte 57 Mumya
  • Tasa islenen Sehir Midyat (Matiate)
  • belge belgesel defter devlet e-book Estel evler film fotograf gumus hotel Hotelleri kilise kitap kültür manastır mardin midyat midyatcity motel muzik nedim osmanlı otel Paramparça sanat sanatçı savas sergi shmayaa siir sinema sokak süryani tarih telkari Trailer turabdin turkiye ve yeraltı yılmaz İstanbul şair şener